Sivas Kerpiç Evler

Şimdi kaldı mı bilmem ama bir zamanlar Sivas´ta üstü toprak damlı kerpiç evler vardı .

Zannederim ki kalmamıştır. Çünkü, ne kerpiç dökecek usta ne de kerpiç dökülecek yer vardır. Bu yapılar kışın sıcak ve yazı serin olurdu. Dışı da içi de yine çamurdan karılmış, içinde kes denilen iri saman bulunan malzeme ile sıvanır, içeriler kireç suyu ile badana edilirdi. Durumu biraz hallice (iyi) olanlar içini ve dışını yukarı tekke civarında bulunan, kireç ocaklarında yakılan kireç taşından elde edilen, datlı (tatlı) kireç ile sıvatırlardı.

Kışın kar yağınca ilk iş damın üstüne yağan karı aşağıya atmaktı. Bu işe de baca kürüme denilirdi. Bu kürüme işi normal demir kürek veya şimdi belki de kaybolan yabalarla (tahta kürek ) yapılır, arta kalanlar ise tahtadan yapılan, sıyırgı denilen basit bir aletle sıyırılıp aşağıya atılırdı. Evde bu işi yapacak genç delikanlı , genç gelin var ise onlar yapar, değilse pazar günleri sokakta gezen baca kürüyücüler yapardı. Çünkü bu kürüyücülerin çoğu hafta içi bir işte çalışıp da geliri az olanlar idi. Ayrıca evin kadını bunlarla konuşup pazarlık edemez, zaten onlara verilecek parası da olmazdı.

Mevsimine göre mart sonu veya nisan ortalarında yağmurlar başlamadan bacanın aşağıya damlamaması için loğlamak gerekirdi.

Loğ 40-50cm  uzunluğunda, 30cm çapında, iki başında oyuk bulunan, taş silindirlerdi. Bu silindir loğ ağacına takılır, itilip çekilerek baca loğlanırdı. (toprak sıkıştırılırdı) Bu işte yine bizim gençlere düşerdi. Bizim evin bitişiğinde bulunan ahırımızın bacası da topraktı. Buranın kürünmesi ve loğlanması evin en büyük erkek çocuğu olduğum için, 12-13 yaşlarından itibaren benim görevimdi. Ben bu işle uğraşırken, evde mutlaka mercimekli bulgur pilavı pişirilir, öğlen de hava güzel ise loğlanan bacada piknik yapardık.

Esas baca pilavını ise birkaç sefer akrabalarımızın bulunduğu Ali Baba  veya şimdiki adı Mehmet Paşa (eski Çavuşbaşı) bacalarında yedim.

Onların bacaları büyük olduğu için komşu çocuklarından 5-6 kişi toplanır sırayla loğlama işini yaparlardı. Yani bir nevi imece, eğer ev sahibinin durumu iyi ise bütün malzemeler onlardan olurdu , değil ise iştirak edenler kendi aralarında anlaşırlar, kimi tereyağı , kimi bulgur , kimi ayran, kimi pide hatta evlerinde tandır olanlar taze lavaş getirirlerdi. Bacada yakılan mangal yahut mantis de (maltız)  akşamdan suya konulmuş yeşil mercimekle bulgur pilavı pişirilir, loğlama işlemi bitince bacaya serilen çulların veya kilimlerin üstüne halka çevirilip, pişmiş olan pilav yenilirdi. Ara sıra hep bir ağızdan mer mer mercimek , pir pir pilav gaşımızdan yağ damlıyor diye bağırılırdı.

Bilmem şimdi pişen pilavlar o komşuluk ve arkadaşlıklar kaldı mı ?

Sağlıcakla kalın selamlar?

Kaynak: Web