YOLCULUK

Olay 18 Şubat 1982 tarihinde gerçekleşir. Sarıyar köyü minibüsüyle Yıldızeli’nden yola çıkan, Tohliciylin Duran Koç, Mehmetoğlangilin Hüseyin Şahin, Şefillioglangilin İsmail Tunç (Nam-ı Diğer Cırıh),Emikgilin Ömer Kara ( Karabıçak ) ve Yıdız köyünden Osman amca, Çakmak beline kadar gelirler. Minibüs, yollar kapalı olduğu için yola devam edemeyince yıldızeline geri döner. Yukarıda ismi geçen şahsiyetler yürüyerek köye gitmekte ısrar ederler. Yıldızlı Osman Amcanın üzerinde bir gömlek bir ceket vardır. Bu yüzden gelmemesini söylerler. Fakat Osman amca karkın köyünde kendisini misafir edecek dostlarının olduğunu biraz da sitemkâr bir tavırla söyleyerek yola devam etmek ister. (Osman amca yola çıkmadan önce annesine bir rüya gördüğünü ve kendisini bir kurt’un yediğini söyler. Annesi bu rüyanın hayra alamet olmadığını ve yola çıkmamasını söyler. Ama ne çare… Ecel çekmiştir bir kere) Yola düşerler. Aylardan Şubat olması dolayısıyla hava çok soğuktur ve fırtına esmektedir. Zor şartlar altında Altınoluk köyüne kadar gelirler. Duran Koç Karabıçağa Altınoluk köyünde bı eve misafir olmalarını söyler. Fakat Karabıçak üzerlerimiz yaş oldu bu yüzden evimize gidelim der . O sırada arkalarda kalan Cırığa Altinoluğa yağalanıp girmesini söylerler. Çünkü Cırıh (Yiğit lakabıyla anılır ) arkada kalıp gelmekte çok zorlanmaktadır. Tabi köye varma hasreti bu isteği kabul ettirmez. Lakin Çırçır Nahiyesine gelince soğuğa güç yetmez. Cırıh bir ahıra girer ve zorlu yolculuk onun açısından biter. Diğerleri bir hışımla yola devam eder. Fırtınadan yönlerini tayin edemezler. Önce yıldız köyü tarafına giderler. O tarafa doğru nispeten daha kolay giderler. Fakat yıldızlı Osman amca, karkın köyüne değil de kendi köylerine doğru gittiklerini söyleyince bu kez yönlerini çevirirler mahkeme tepesine doğru giderler. (Bu olayı anlatan Duran Koç keşke yıldız tarafına doğru gitseydik bu olay başımıza gelmezdi belki diye de ekler). Mahkeme Tepesine çıkınca fırtına şiddetini artırır. Göz gözü görmez. Ordan güç bela Suçatlarına doğru yola devam edilir. Bir ara Osman amca yola devam edemez ve düşer. Diğerleri geri döner. Osman amca acıktığını söyler ve ekmek ister. Ekmek bulmak ne mümkün. Bereket versin ki, Karabıçak yanına birkaç elma almıştır. Hava soğuk olduğu için elma buz kesilir haliyle. Osman amca soğuk elmayı ısırır fakat elmanın suyu akar gider ağzından. (Dünyadan son nasibini topladığını nereden bilebilirdi haliyle). Yolcular, Osman amcanın kollarından tutup götürmeye başlarlar fakat Adaburnuna varınca Osman amcanın kıyameti kopar ve Osman Amca orada vefat eder. Bunun üzerine Asker Duran şok geçirir, şaşırır ve kendilerinin de öleceğini söyleyip sağa sola koşmaya başlar. Karabıçak asker durana, aklını başına alsın diye bir şamar vurur. Duran kendine gelir. Cenazenin olduğu yer belli olsun diye etraflarında bulduğu bir çubuğu oraya dikerler ve cenazeyi mecburen olduğu yerde bırakarak köye doğru yol alırlar. Amaçları Morosmangilin ağılı bulup oraya sığınmaktır. Ağıl’ı ararlar ama nafile. Ağılı bulalım derken otluğu bulurlar. Fakat, göz gözü görmüyor tabiri böyle zamanlarda söylenmiş olsa gerekki otluğun hemen yakınında bulunan ağıl’ı bir türlü bulamazlar. Asker Duran sürekli ağılı aramak için sağa sola gider ve sonunda ağılı bulur. Ağılın kapısı kilitli olduğu için bacadan inmek isterler. Baca da kapalıdır. Bacayı zor bela açarlar. Aşağı doğru inmeye başlarlar. Ağılın içinde köpek vardır. Köpekle göz göze gelirler. Allah’tan köpek hırlamaz ve yolcular orda buldukları kepeneklere sarılırlar. Buz tutmuş bedenlerini ısıtmak için koyun fışkılarının içine girerler ve uyurlar. Sabah 11 .00 civarı ağıl sahibi Mor Osman ve oğlu Duran Kara gelirler. Ağılın içindeki yolcuları kurt sanırlar. Yolcular, Mor Osman’a durumu anlatırlar ve oğlu duran’ın köye gidip haber vermesin isterler. Duran Kara koşarak köye gider. Durumu köy muhtarı KaraAliye anlatır. Olay köyde duyulur. Köy halkı sel olup, göğyoldan ağılın bulunduğu Yellice tarafına doğru akın eder. Ağılda yolcular bulunup köye götürülür. Adaburnundan da cenaze alınıp köye cımızgilin eve getirilir. Daha sonra yıldız köyüne haber salınır. Ordan gelenler cenazeyi götürürler. Bu olay geçer ama yıllarca unutulmaz… Unutulmaz lakin olayı yaşatacak bir şiir bir türkü yazıldı mı o da bilinmez…

Dilden dile, kulaktan kulağa dolaşıp gelen bu olay unutulup gitmesin diye yazıldı “Yolculuk” şiiri…

Büyük üstad Özay Gönlüm der ki;

Bir olay olur, halkın yüreğine vurur Halk onu içinde oldurur
Dilden dile, kulaktan kulağa dolaşır Sonunda türkü olur…

Yazmış olduğum “Yolculuk” şiiri daha anlaşılır olsun diye olayın şahitlerinden birisi olan Duran Koç’tan bu hikâyeyi dinleyip yazıya döktüm. Türkü dediğin halk dilinde dizile dizile, Saz telinde süzüle süzüle gelir. Türkü olur mu bilmem lakin yüreğimde oldurduğum bu şiiri İSTKARDER aracılığıyla siz değerli köylülerimle paylaşıyorum…

BÜNYAMİN ERÇOBAN